Lüks Villada Seks! (7) ALINTI.
Üstümü başımı düzeltip bir sigara içtikten sonra eve geçtim. Hanife mutfakta yemeği hazırlıyordu. Beni görünce, “Nerdesin, gene ne haltlar çeviriyorsun?” dedi, sinirli bir hali vardı. Cevap vermek yerine, “Ne oldu, sen neye kızdın?” diye sordum. Fısıltılı bir sesle, “Bu orospuya kızdım!” dedi. Meliha Hanımdan bahsediyordu. Arkada ne yaptığımızı görmüş ya da anlamış mı yoksa diye korkuya kapıldım, ama öyle olmadığını anlayınca rahatladım.

Hanife, “Çorbanın üstüne salçalı sos yaptım, kavurdum tereyağında. Yok, bana sormadan niye yaptın, yok bize dokunuyor, öğrenemedin mi falan filan bir sürü şeyler deyip gitti. Sinirimi bozdu!” deyince omzuna vurup, “Tamam üzülme, sen de bundan sonra yapmazsın olur biter!” dedim. Hanife dudaklarını büzüp, “O kadını senin yanında görünce zaten cinlerim tepeme çıkıyor, bir de böyle söylemesi daha da sıktı canımı!” dedi sözlerim üzerine. Oflayıp pufladıktan sonra, “Ne yapalım, gidelim o zaman buradan, madem istemiyorsun!” dediğimdeyse, “Manyak mısın, yağlı kapıyı bulmuşum bırakır mıyım?” dedi gülerek. Saniyeler içinde değişiyordu karakteri.

“Ben banyoya gidiyorum, gelirim biraz sonra!” diyerek bizim kata çıktım. Tuvaletimi yaptıktan sonra yıkandım, gündüz vakti cenabet gezmek istemiyordum. Aynı giysilerimi giyinip aşağı indiğimde Hanife sofrayı hazırlamıştı. Numan Bey ve Meliha Hanımın gelmesini bekliyordu. “Senin yemeğini vereyim onlar gelmeden!” deyince küçük masaya oturdum. Hanife çorbamı koyarken, Numan Beyin, “Tahsin geç bizim masaya, beraber yiyelim!” diyen sesi çınladı koca salonda. Aynı telefon ekranındaki gibi gülümsüyordu. Eliyle işaret edip, “Al çorbanı geç masaya, Hanife sen de gel!” dedikten sonra kendi sandalyesine oturdu.

Meliha Hanım da banyo yapmış gibiydi. Beyaz yanakları pembeleşmişti. Kahverengi pardesüsü ve başındaki türbanını çıkarmıştı. Şimdi turkuaz rengi önü fermuarlı bir ferace ile sarı renkli desenli büyük bir türban vardı başında. Kocasının yanındaki sandalyesine oturdu. Ben karşısındaki sandalyeye geçerken Hanife de benim yanıma oturdu. Numan Beyin her zamanki duasından sonra yemeğimizi sessizce yemeye başladık. Meliha Hanım kocasının yanında ağzı var dili yok bir haldeydi yine. Kaçamak bakışları zaman zaman bana ve Hanife’ye yöneliyordu. Numan Bey ise ailenin reisi olarak bizleri gözetliyordu sanki. Yemek sırasında birkaç soru sordu bahçeyle ilgili. Yemeğin ardından ben bahçeye çıkarken, onlar Hanife’nin yaptığı kahvelerini yudumluyordu.

Akşama doğru Hanife yanıma geldi. Yüzünde anlamını iyi bildiğim gülümsemesi vardı. “Ne oldu, ne arıyorsun burada?” diye sorduğumda, “Seni özledim!” dedi. Küreği tutan koluma sarıldı. “Ne o kız, azdın mı yoksa?” dediğimdeyse, “He, azdım!” dedi küçük bir kahkaha atarak. “Deli olma, görecekler bizi!” deyince, “Onların götünde pireler uçuşuyor şimdi, karı koca yattılar. Akşama yemek yapmamı da istemediler, işim yok. Bu gece zaten yapamayız. Hadi be, özledim seni!” diyerek kedi gibi sırnaştı. Ardından da elimdeki küreği alıp yere attı. Tuttuğu elimi sol memesine götürdü.

Çiçekli bol gömleğinin altındaki sutyensiz memesini hissedince yarağım hareketlenmeye başladı birden. Meliha Hanımın tadını aldığımdan beri karımı unutmuştum. “Yukarı çıkalım o zaman!” deyince itiraz edip, “Ses edip de uyandırmayalım şimdi, bahçede yapalım!” dedi. “Bahçede nerde yapacağız be, delirdin mi?” diyerek itiraz edecek oldum, ama Hanife, “Gel benimle!” diyerek halen tuttuğu elimden çekiştirip beni arkaya doğru sürükledi.

Birkaç saat önce Meliha Hanımın ağzına verdiğim yere gelmiştik. Köpek kulübesinin yanındaydım yine, ama şimdi yanımda Hanife vardı. Meliha Hanımın üstüne oturduğu kova aynı şekilde duruyordu, içtiğim sigaranın izmariti de yerdeydi. Ama Hanife bunları fark etmedi bile. Yeşil çimlerin üzerinde diz çöktü hemen önümde. Pantolonumun kemerini, düğmesini ve fermuarını açtı. Ayaklarıma inen pantolonumu çıkartmamı istedi. Yarım botlarımı çıkardıktan sonra pantolonumu, ardından da aşağı sıyırdığı külotumu çıkarttı çabucak. Yarağımı kavradı hemen. İnik haldeki yarağımın kafasını emmeye başladı. Meliha Hanımdan sonra yarağım karımın ağzındaydı.

Hanife hızlı hızlı emiyor, yalıyordu. Sağ eliyse taşaklarımdaydı, her ikisini usul usul canımı acıtmadan sıkıp bırakıyordu. Gözleri üzerimde, neşesi yerindeydi. Başını ensesi ve boynu açık kalacak şekilde tepesinden bağlamıştı yine. Siyah beyaz desenli türbanını açmak istedim, ama iğnelerle uğraşmak istemediğim için bıraktım. Yanaklarını okşadım. Yarağım sertleşmişti, boşalmamın üstünden çok zaman geçmemişti, ama karımın hünerli ağzı sayesinde eski haline dönmüştü. Yarağımı boğazına kadar alıyordu Hanife. Uzun bir süre ağzının içinde tutuyor, sonra da kendini geri çekip çıkarıyordu ağzından. Bunu daha önce de yaptığı olurdu, ama şimdi Numan Beyin etkisinde kalıp yaptığı anlaşılıyordu.

Elleri kalçalarımda ve tıpkı Meliha Hanımın yaptığı gibi götümde gezinmeye başladı. Hanife’nin ıslak ve yoğun saksosu yarağımın üstünde tükürük katmanı oluşturmuştu. Ağzından çenesine akan tükürüğüyle ıslanmış yarağımı kolayca sokup çıkarıyordu ağzına. Sonunda işini bitirdiğinde yarağım şaha kalkmış haldeydi. Çabucak kalktı ayağa ve şalvarını lastiklerinden tutup sıyırdı altındaki beyaz pamuklu külotuyla beraber. Sırtını dönüp köpek kulübesinin çatısına attı ellerini ve domaldı.

Arkasında yerimi aldığımda, “İstersen götümden sik, kaç zamandır oradan yapmadın!” dedi başını çevirip. “Tamam!” dedim heyecanla. Uzun zamandır götünden sikmemiştim gerçekten de. Daha önce defalarca yapmıştım, ama ne zaman götünden sikecek olsam kalbim küt küt atıyordu. Yine aynısı oldu ve kalbim atmaya başladı. Hanife açmıştı bacaklarını iyice. Siyah minik kılların bir çiçek gibi süslediği çukurlaşmış göt deliğine sürttüm yarağımın kafasını. Hanife minik bir inilti çıkarırken ben de inlememek için kendimi zor tuttum. Yavaşça bastırmaya başladım. Göt deliği lastik gibi gerilip açıldığında yarağımın kafası da içine girmişti. “Ihhh!” diye derin bir inilti döküldü dudaklarından.

Bense ses çıkartmamak için kendimi kasıyor, dudaklarımı ısırıyordum. Bastırdıkça yarağım giriyordu içine. Götüne giren yarağımın her bir milimi Hanife’nin aldığı zevki ve iniltilerini çoğaltıyordu. Sonunda kendimden geçercesine inledim, yarağım köküne kadar götüne girmişti çünkü. Bir süre o halde bekledim. Hanife götten vermeye alıştığından herhangi bir acı duymuyordu. Onun yerine başını çevirip, “Yapsana!” dedi fısıltıyla. “Acelen ne?” dedim tepki gösterip, ama ufak ufak götünde gidip gelmeye başladım. Kolayca girip çıkıyordu yarağım. Hanife köpek kulübesinin çatısından tutunmaya devam ediyordu. Ellerini iki yana iyice açmıştı.

Akşamüstü soğuyan hava çıplak götümü, bacaklarımı titretiyordu. Ancak Hanife’nin götünden aldığım sıcaklık soğuğu bir nebze olsun unutturuyordu. Yavaş hareketlerim gittikçe hızlanmaya başladı. Beyaz, dolgun göt yanakları ve kalçaları titriyordu. Çiçekli gömleğini yukarı sıyırdım. Çıplak sırtını okşadıktan sonra ellerimi öne atıp memelerini avuçladım. Belimi ve götümü oynatarak fazla güç harcamadan sikiyordum, ama Hanife’nin götünün verdiği zevke karşı koyamıyor aralarda hızlı hızlı pompalıyordum. İkimizden de hırıltılı inlemeler çıkıyordu. Meme uçlarını sıkıyordum parmaklarımla, hamur gibi yoğuruyordum durmadan. Yıllardır sikiyordum götünü, ama halen dar geliyordu ve bu darlık fazlasıyla zevk almamı sağlıyordu.

Adım adım boşalmaya yaklaşıyordum. Yaklaştıkça da hızlanıyordum. Beyaz göt yanakları ve kasıkları kızarmıştı. Belinin ve götünün yağlı etleri titreyip löpürdedikçe ‘Şlop şlop şlop!’ sesleri çıkıyordu sürekli. Yüksek bahçe duvarları ve yakınlarda ev olmamasının verdiği rahatlıkla sikişimizi açık havada yapmakta sıkıntı görmüyorduk. Hava kararıyordu ama Hanife’nin yuvarlak beyaz götü kararan havayla tezatlık oluşturuyor, önümü bir fener gibi aydınlatıyordu.

Hanife’den çıkan, “Ahhh, ımmm, Tahsiinnn, uhhhh, ayyyy!” sesleri eşliğinde boşalmaya başladığımda tüm vücudum titredi. Kaslarım gerilmişti iyice, memelerini var gücümle sıkıyordum. Boşalmam sona erdiğinde yüklendim götüne iyice. Hanife’den derin bir hırıltı çıktı bu anda, “Ne ettin lan, götümü delecen!” dedi acıyla karışık. Birkaç saat arayla iki defa boşalmıştım. Tüm gücüm çekilmiş gibiydi. Yarağımı çıkardığımda Hanife’nin göt deliğinin ağzının epey bir genişlediğini gördüm. Kendi kendine açılıp kapanır gibi oynuyordu deliğin ağzı, kızarmış ve morarmıştı. Akan döllerim deliğin ağzından amına süzülüyordu.

Hanife ahlayıp ıhlayarak doğruldu. Ayaklarına inmiş külotunu ve şalvarını giyinip üstünü düzeltti. “Hoşuna gitti mi?” diye sordu kıkır gülmesi eşliğinde. Cevap vermemi beklemeden, “Götümü yırttın ayı!” dedi göğsüme vurup. “Özlemişim seni!” dedim yanağından öptükten sonra. Çıkardığım kıyafetlerimi giydim. Ardından birlikte eve geçtik. Saat 18:00 olmuştu.

“Ben yemek ısıtayım, sen otur!” dediğinde oturdum küçük masaya. Öğlen yaptığı yemekleri iştahla yedik. Sikişmek ikimizi de acıktırmıştı. Sonrasında yıkanmak için üçüncü kata çıktık. Karı koca banyoda güzelce yıkandık, birbirimizi sabunladık. Geceyi ayrı odalarda geçirecektik, o nedenle vedalaşır gibi sarılıp öpüştük birkaç kez.

Hanife, “Gene yapalım, hadisene!” deyince, “Deli olma, gece karıyı sikemezsem ne olacak sonra?” dedim. “Sikme, ne olacak, sonuçta karın değil!” dedi dudaklarını büzerek. “Manyak manyak konuşma. Kadın gidip kocasına anlatıyor, memnun kalmazsa atarlar bizi işten!” dediğimdeyse, “Aman Allah göstermesin, sen o zaman bu gece o orospuyu iyice bağırta bağırta sik ki memnun kalsın Tahsinim. Yoksa atarlar bizi işten, dımdızlak kalırız vallahi!” dedi.

Hanife sözlerimden sonra korkmuştu. Çocukça korkusu ona sevimli bir görüntü kazandırıyordu. “Sen o zaman bundan sonra bana elini hiç sürme, devamlı o karıyı sik!” dediğinde alnından öpüp, “O kadar da değil, deli karı, korkma hemen, kimsenin bizi attığı yok, ama bunlar karı koca manyak tipler, ne yapacakları belli olmaz. Biz eşeğimizi sağlam kazığa bağlayalım yeter!” dedim.

Hanife sıcak suyun yumuşattığı amının kıllarını keserken, ben de etek tıraşı oldum, ardından birkaç günlük sakallarımı kestim. Sonrasında kurulanıp yatak odasına geçtik. Hanife’nin dolaptan çıkarıp verdiği temiz çamaşırlarla gömlek ve pantolonu giyindim. Verdiği gömlek Meliha Hanımın aldığı gömlekti. Ama ona Meliha Hanımın aldığını söylememiştim. Kendisi uzun mavi bir etekle siyah dar bir gömlek giydi. Başını ise bağlamayıp saçlarını atkuyruğu yaptı. Gene sutyensizdi, atlet de giymediğinden gömleğin düğmelerinin arasındaki boşluktan beyaz eti ve memeleri görünüyordu. Etli büyük uçları da gömleğin parlak kumaşını delecekmiş gibiydi.

“Hanife Hanım çok şıksınız, hayırdır?” dediğimde, “Meliha Hanım böyle giyinmemi istedi, etekle gömleği de o verdi zaten!” diye yanıt verdi gülerek. Ardından, “Sen bekle, ben geliyorum!” diyerek aşağı indi. Yatağa uzandım, gözlerimi kapattım. İçim geçmişti ki Hanife elinde bir tepsiyle geldi. “Bu ne kız?” dedim şaşkınca. Bir kabın içinde bulamaca benzeyen yiyecek bir şey hazırlamıştı.

“Hadi Tahsinim ye şunu!” deyince, “Bu ne, ne var bunun içinde?” diye sordum. “Bal, pekmez, fındık, fıstık, badem, ceviz, kuru üzüm, kuru kayısı ne bulduysam koydum içine. Hepsini iyice dövüp çektim. Hadi aslanım, ye şunu da o karının icabına bak bu gece. Bak ki memnun kalsın, belki fazladan para da verirler hem. Hadi Tahsinim, iki kaşıkta bitirirsin sen bunu, hadi aşkım!” dedi heyecanla.

“Ya sen kafayı mı yedin, deli misin Hanife?” dedim ama nafile. Hanife’nin yine inatçılığı tutmuştu. Getirdiği ekmekle birlikte kaşıkladım bulamacı. İnanılmaz tatlı ve yoğundu tadı. Hanife kendine göre bir kuvvet macunu hazırlamıştı. Adeta küçük çocuğunun ağzına kaşığı tıkayan bir anne gibi zorla yedirdi. Dibinde kalanları da kendisi ekmeği banarak yiyip bitirdi. Aşağı indiğimizde birkaç bardak su içtim. İçim yanıyordu yine de.

Saat 20:00’e gelirken Meliha Hanım ve Numan Bey aşağı inmeyince, “Ne oldu kız, başlarına bir şey mi geldi bunların, niye gelmediler?” diye sordum Hanife’ye. “Ne bileyim, sen bir gidip bak istersen!” dediğinde, “Tamam!” diyerek yukarı çıktım. Kapılarının önüne gelip kulağımı dayadım kapıya. İçerden konuşma sesleri geliyordu ama net duyamadım. Aynı zamanda dolap kapağının ve çekmecenin seslerini duydum.

Aşağı indim, “Kalkmışlar, gelirler birazdan!” dediğimde, “İyi tamam!” dedi Hanife. Televizyonun karşısındaki büyük koltuğa oturduk. İkimiz de çok heyecanlıydık. Hayatımızda ilk defa yaşayacağımız bir şeydi bu. Birkaç dakika sonra mermer merdivenlerden ‘Tak tuk!’ sesleri geldiğinde Hanife kalktı hemen ayağa. Ben de gayrı ihtiyari doğruldum.

Derken Meliha Hanım merdivenin başında göründü. Numan Bey yoktu yanında. Vücudunu saran ve diz altına gelen siyah kadifeden tek parça bir elbise giymiş, başını da parlak kırmızı bir türbanla bağlamıştı. Boynuna beyaz büyük incilerle süslü uzun bir kolye takmıştı. Her iki bileğinde de taşlı bileklikler vardı. Siyah deri çantasını elinde tutuyordu. Sanki bir düğüne ya da davete gider gibi hazırlanmıştı. Çorapsız beyaz bacaklarının üstünde salına salına gelirken ben de ayağa kalktım. Yüzünde hafif bir makyaj vardı ayrıca.

Meliha Hanım küçümser bir eda ile baktı Hanife’ye. Sonra da, “Hanife Numan Bey gelmeyecek, sen onun için ekmek arasına bir şeyler koyup hazırla. Maden suyunu da unutma sakın, sonra yukarı çıkabilirsin!” dedi soğuk ve üstten alır bir tonda. Hanife kekeleyerek, “Şey, tamam!” dedikten sonra göz ucuyla baktı bana. Ardından tezgahın başına geçip sandviç hazırlamaya koyuldu.

Meliha Hanım baştan aşağı süzdü beni. Sonra da, “Gömlek yakışmış, güzel olmuş!” dedi gülümseyerek. Nazikçe teşekkür ettim. Karşıma geçip oturdu, Hanife’nin yukarı çıkmasını bekliyordu. Tedirgin gibiydi. Nihayet Hanife bir tepsiyle yukarı çıktığında Meliha Hanımın tedirginliği kayboldu. Bacak bacak üstüne atıp geriye yaslandı. “Ayakta durma öyle, gelsene!” diyerek elini uzatınca yanına oturdum.

Başını omzuma koyup sarıldı. Şişkin memeleri vücudunu saran kadife elbisenin altından fırlamış gibiydi, koluma değiyordu. Sağ elimi omzuna attım. Yanağından öptüm. “Çok mutluyum, iyi ki buraya geldin. İyi ki seninle tanıştım. Hayatım çok monoton, çok boştu, seninle anlam kazandı!” dedi yanağımdan öperek. “Teşekkür ederim, ben de seninle tanıştığım için çok mutluyum!” dedim.

Hanife’nin zorla yedirdiği bulamacın gücü damarlarımda akmaya başlamıştı sanki. İki defa boşalmış olsam da kendimi zinde hissediyordum. Omuz başını, elbisenin sıktığı kolunu okşarken o da sağ eliyle göğsümü okşuyordu. Derken dudaklarımız kenetlendi, Meliha Hanım gözleri kapalı halde dudaklarıma asılmış, onları emiyordu. Uzattığım dilimi vakumlarken ben de onunkini emiyordum. Bir yandan da sol elimi elbisenin üstünden memelerine attım. Hanife gibi o da sutyen takmamıştı anlaşılan, memelerinin yumuşaklığını ilk anda hissettim. Onun elbisesi gibi benim de pantolonum kadifeydi. Kalın yeşil pantolonumun altında yarağım hareketlenmeye başlamıştı.

Deli gibi öpüşüyorduk, liseli aşıklar gibiydik. Derken Meliha Hanım kalktı ayağa, “Bu geceyi hemen başlayıp bitirmeyelim, sabaha kadar çok vaktimiz var nasılsa, olmaz mı?” deyince, “Olur, nasıl istersen!” dedim. Ama aslında böyle elimden kaçıp gitmesine bozulmuştum. Tezgahın başına geçti. Hanife’nin her sabah onlar için sıktığı taze portakal suyundan büyük bir bardağa doldurdu. Sonra da minik bir peynirli sandviç hazırlayıp önümdeki sehpaya koydu. “Bu gece sana hizmet etmek istiyorum, bu gece Hanife’nin yerine ben karın olacağım, sen de benim kocam olacaksın!” dedi gülümseyip.

Getirdiği sandviçi iki ısırıkta bitirdim. Kuvvet macunundan sonra çok aç değildim, ama Meliha Hanımı kırmak istemiyordum. Bardağı aldı, uzun pembe dilini çıkarıp bardağın ağzını yaladı tıpkı bir mektup zarfını yalar gibi. Ardından portakal suyunu kendi elleriyle içirdi. Hanife’den sonra Meliha Hanım da beni elleriyle besliyordu bu akşam.

Kısa yemek faslının ardından tekrar ateşli öpüşmenin kollarına bıraktık kendimizi. Dilimi yutacakmış gibi emiyordu. Bense memelerini avuçlamakla meşguldüm. Ne dün ne de bugün memeleri ile ilgilenmemiştim, ama şimdi beni vücudunda en fazla tahrik eden yeri memeleriydi. Memelerindeki sol elimi aşağı kaydırdım daha sonra. Elbisesini yukarı sıyırıp çorapsız bacaklarını, kalçalarını okşamaya başladım.

Meliha Hanım kendini geriye atmıştı ki çantasındaki telefon çalmaya başladı. “Pardon canım!” diyerek uzanıp çantasını aldı, içinden telefonunu çıkardı. Numan Bey arıyordu, görüntülü bir aramaydı yine. Meliha Hanım başını göğsüme yasladı, ekranı benim de görebileceğim şekilde tuttuktan sonra aramayı açınca ekranda Numan Beyin yüzü göründü. Gülümsüyordu tıpkı öğlendeki gibi.

Telefon hışırtılı seslerle sallandıktan sonra Hanife’yi çekmeye başladı. Numan Bey çırılçıplak halde koltukta oturmuş, Hanife ise önünde dizlerinin üstüne çökmüştü. Hanife Numan Beyin kalkık yarağını almıştı ağzına, sakso çekiyordu. “Kocan bakıyor, el salla ona, hadi gülümse biraz!” diyen Numan Beye baktı, ardından da yarağı emmeyi bırakıp gülümseyerek el salladı ekrana doğru. “Nasılsın Tahsin?” dedikten sonra kaldığı yerden devam edip Numan Beyin sallanan yarağını aç bir kurt gibi kaptı. Zaman zaman hızlanıp yavaşlıyor, dilini çıkarıp kökünden kafasına kadar yalıyordu yarağı. Numan Bey ise bu anları bir film yönetmeni gibi çekiyordu.

Öğle vakti aynı olayın tersini yaşamıştım. Meliha Hanım bana sakso çekerken Numan Bey izlemişti. Şimdiyse Hanife Numan Beye sakso çekiyor, ben izliyordum. Garip şekilde iğrenç bir olay gibi gözükmedi gözüme. Zaten dün sikişmelerine canlı şahit olduğumda da öyle görünmemişti. Hatta heyecan verici bulmuştum kendime bile itiraf etmekte zorlansam da.

Numan Beyin yarağı benimkinden biraz daha uzun ve kalın gibiydi ya da telefon ekranında o şekilde görünüyordu. Yeni tıraş etmişti. Hanife kılsız taşaklarını emiyor, dondurma gibi yalıyordu. Halinden çok memnundu. Kocasının olmayan bir yarağı iştahla alıyordu ağzına. Ekrana gözümü kırpmadan bakarken, Numan Bey, “Meliha siz de gelin, dörtlü yapmak istiyorum bu gece, hadi gelin buraya!” dedi ve kapattı telefonu.

Meliha Hanım telefonu sehpanın üstüne koyarken, “Anlamadım, ne olacak, oraya mı gideceğiz?” dediğimde, “Evet, bizi de çağırıyor, birlikte yapalım istiyor!” dedi gülümseyerek. “Nasıl yani, dördümüz birden mi?” dediğimdeyse beni sakinleştirmeye çalışır gibi, “Hayatım, bizler artık Allahın huzurunda karı koca olduk, aramızda ayrım gayrım kalmadı. Çok şükür odamız da yatağımız da büyük. Numan Bey ayrı ayrı yapmaktansa birlikte yapalım istiyor!” dedi yanağımı okşayıp.

“Grup seks mi yapacağız yani?” deyinceyse, “Hayatım, dediğim gibi bizler artık birbirimize yabancı değiliz. Numan da benim kocam, sen de. Hanife de senin karın, ben de. Aramızda yabancılık yok. Yabancılar arası bir şey değil bu, bizler Allah huzurunda karı kocayız, hepimiz birbirimizin helaliyiz. Bırak şimdi bunları. Hadi gel yukarı gidelim!” diyerek kalktı ayağa. Elimden tutup önüme geçti.

Aynı yatakta dördümüz birden sikişecektik…